Sappho şiirlerini lirik türünde ve gizemli Aiol lehçesinde yazmıştır. Kullandığı dil Roma Dönemi’nde artık kullanılmayan bir dildi ve Bizans Dönemi’nde de şiirleri üzerine çalışılmamasının nedenlerinden birinin de bu olduğu düşünülüyor. Şiirlerinin akademik dünyadan kaybolması, katipler tarafından daha az üretilmesiyle sonuçlandı ve bu da günümüze ulaşan eserlerinin bu denli az olmasını açıklıyor. Günümüzde şiirlerinin yalnızca küçük parçalarını okuyabiliyoruz ve eksik kalan kısımları tahminler yoluyla doldurabiliyoruz. Antik dönemden kalan dökümanlar haricinde Sappho hakkında bildiklerimiz oldukça az. Şiirlerine otobiyografi gözüyle bakarak hayatını anlamaya çalışmak biraz yanıltıcı olabilir.
Sappho hakkında çok şey bilmiyor olabiliriz ama kendisi hakkında yine de birkaç bilgimiz var. Belirli ortamlara karşı gözlemleri, gezileri bize onun aristokrat bir aileden geldiğini söylüyor. Pitakos önderliğindeki isyan sırasında Lesbos’tan ayrılmak zorunda bırakıldığını ve Sicilya’ya sürgüne gönderildiğini biliyoruz. Sicilya’da yerel halkın onun gelmesinin şerefine bir heykelini yaptıklarını biliyoruz.
Ayrıca Sappho’nun ölümü hakkında romantik bir hikaye var. Hikayeye göre Sappho, Phaon adındaki bir kayıkçıya olan aşkından dolayı Leucadian kayalıklarından atlayarak intihar etmiş. Bu hikaye MÖ. 342-291 yıllarında yaşayan Yunanlı oyun yazarı Menander’den beri geçerliliğini sürdürmekte fakat doğruluğundan hala emin olunamadı.
ONUNLA
Onunla tatlı tatlı fısıldaşırken
sevecenlikle gülümserken ona,
büyülersin tanrılaşan erkeğini
yüreğin paramparça dağılır oysa.
Nasıl da tutulur dilim bir bilsen
sesim kısılır, kulaklarım uğuldar,
hüzünle buğulanır gözlerim,
titremeye başlar terli bedenim,
yemyeşil kesilirim otlar gibi,
küçük ölümle yüzyüze gelirim.
Ama karşında böyle umarsız kalsam da
Cesaretle katlanmalıyım tüm acılara.
IŞILTILAR
Dolunaya dönüşüp parlayan ay
tüm yeryüzünü aydınlatınca
hemencecik gizler ışıklarını
çevresinde gezinen yıldızlar.
ARZU
Seni düşününce eriyip gidiyor yüreciğim.
ÖLDÜĞÜN GÜN
Unutacak seni bütün dostların
çünkü nasibin olmadı hiç Perya gülünden;
ölüler de bakmayacak solgun yüzüne,
Hades’te de yapayalnız kalacaksın.
HİÇ SANMIYORUM
Gün ışığını bir daha görebileceğini
sencileyin bilge bir bakirenin.
ŞÖLEN
Şölen başladı, nektarlı şarabınla
çiçekler takınıp gel bana Kıbrıslı,
altın kadehlerde sun güzelliğini.
EN GÜZEL
En güzel şarkılarımı sunacağım bugün
en güzel körpecik sevgililerime.
APHRODİTE’YE YAKARIŞ
Ey tahtı ışıl ışıl ölümsüz Aphrodite
Ulu Zeus’un düzenci kızı
yalvarırım yüreğimi acılarla
dağlama!
Yardımıma gel gene, hani eskiden
sesimi duyunca nasıl, çıkıp
babanın sarayından kanat çırpan
kuşların
çektiği yaldızlı arabana biner;
yeryüzüne inerdin bulutsuz
mavilikten;
ölümsüz dudağında o aydınlık gülüşle
sorardın,
“Gene nen var?” derdin, “nedir gene
deli gönlünü çelen? Tılsımımla kimi
bafltan çıkarıp yollamam gerekiyor
koynuna?
Söyle, Sappho, kim seni üzen?
Kaçıyorsa kaçsın, bırak,
yakında o senin ardına
düşecek,
bugün almıyorsa verdiklerini,
yarın o sana armağanlar verecek,
seni sevmiyorsa, istemese de er geç
sevecek.”
Geleceğin varsa, şimdi gel,
kurtar beni
kuşkudan, ne diliyorsa gönlüm
yerine getir, sen de katıl benimle
savaşa.




Yorumlar
Yorum Gönder